Half Man, kadınlar “yarım,” erkekler tam mı?

Evlenmeyen ya da çocuk doğurmayan kadınların “eksik” ya da “yarım” olduğunu düşünenler çok. İskoçya’da geçen Half Man dizisi, ataerkil toplumda “adam olmanın” da zor olduğunu gösterir. Birlikte yaşayan lezbiyen çiftin iki oğlu, kalıplaşmış cinsiyet rolleri arasında sıkışıp kalır. Aynı evde kardeş gibi büyüyen gençlerin ergenlik sancıları, 1980’lerden günümüze uzanır.

Half Man neden yarım?

Maço geçinen Ruben (Richard Gadd), hapishaneden çıkar çıkmaz kardeşinin zorba sınıf arkadaşlarının yüzünü dağıtır. “Erkekler her daim güçlü ve cesurdur.” efsanesine inanıp çevresindekileri öldüresiye döver. 

“Çocuk veremeyen, ipotek ödeyemeyen koca olamaz.” der Ruben. Son model arabasıyla erkekliğini ispatladığını düşünür. Fakat yüksek maaşı ve prestijli bir semtteki evi onu “tam” kılmaz. Ona göre baba olamayan erkek yarımdır.

Arkadaşının yüzüne tüküren ve kıskandığı karısını adeta eve kapatan Ruben, kadınlardan çok kendisine düşmandır. Öz güven maskesinin arkasında saklanan kırılgan bir çocuktur. Kardeşine Bambi lakabını takmış olsa da hikâyenin yavru geyiği kendisidir. Eksik gördüğü kimliğini tamamlamak için insanları aşağılar. 

“Tam erkek heteroseksüeldir.” ön yargısını içselleştiren Niall, cinsel kimliğini kabullenemez. “Hayatımda gördüğüm en homofobik insan sensin.” der Ruben kardeşine. Niall, bir erkeğin utangaç ya da sessiz olmasını yadırgayan üniversite arkadaşlarının değerlerine göre yaşar. Birlikte bara gittiği kızların, “Bir erkek sosyalleşmezse gaydir.” dediğini duyar duymaz neşeli ve eğlenceli görünmeye çalışır. Arzularına ket vurur.

A Single Man (2009) filmi ve Half Man dizisindeki gay karakterlerin İngiliz edebiyatı üzerine çalışması bir klişe. Ataerkil toplumlarda edebiyat geleceğin annelerine, matematik ise ev geçindirecek erkeklere yakıştırılır. Ekrandaki homoseksüel karakterlerin mühendislik yerine edebiyat okuması da cinsiyetçi. 

Half Man ve Eugene O’Neill

Farklı trajedilerden beslenen dizi, bana Amerikalı yazar Eugene O’Neill’in tiyatrosunu hatırlatır. Örneğin, Long Day’s Journey Into Night (1956) oyununda verem, morfin bağımlılığı ve ölüm karakterlerin hayatını karartır. O’Neill ve dizideki Niall arasındaki isim benzerliği, gerçek ve kurgusal iki yazarı buluşturur. Dramla örülü hikâyeler tutar. Oysa senaryo, bütün acıları bir araya getirmeden de işler.

[Spoiler içerir.]

Senaryo basit bir sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurulu. Ruben’in saldırganlığı, babasının istismarıyla açıklanır. Mutlu bir çocukluk geçirmiş bir karakter de şiddete meyilli olabilir. Ayrıca Ruben’in sürekli avaz avaz bağırmasına ve toksikliğinin bu kadar gözümüze sokulmasına gerek var mı?

Half Man ve Adolescence

Half Man’in aksine Adolescence dizisinin başarısı, Jamie’nin işlediği cinayetin sebebinin ailesine tamamen yüklenmemesidir. 13 yaşındaki çocuğun neden otoparkta sınıf arkadaşını bıçakladığı bilinmez. Jamie’nin suçu, istismar ya da travma ile açıklanmaz. Dizideki bilinmezlik korkutucudur. 

En azından karakterler idealleştirilmemiş. Ruben’in annesi, Niall’ın (Mitchell Robertson/Jamie Bell) arkadaşları gibi bir zorba. Koskoca çocuğu mutfakta zorla gıdıkladığı sahne çok rahatsız ediciydi.

Niall’ın düğünü ve geçmişi arasında gidip gelen dizi, ilişkileri romantikleştirmez. Kardeşlik sevgisinin Ruben’i ehlileştirmediği baştan belli. “Ölüm bizi ayırana dek” sözleriyle başlayan evliliğin sonu karanlık. Düğünün sevgi ve neşe dolu atmosferi yavaş yavaş kırılır. Niall’ın kendi cinsel kimliğini kabul etmesinin dışında bir karakter gelişimi olmaması gerçekçi. 

Hikâyenin düğün üzerinden anlatılması yaratıcı olsa da basit bir sebep-sonuç ilişkisine dayanan ve merak uyandırmak uğruna farklı acıları buluşturan Half Man beni etkilemedi. 

About the author

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur is the chair of Western Languages and Literatures Department at Boğaziçi University. She received her PhD in Literary Studies from the University of Wisconsin-Milwaukee. She has articles on the works of British, American, and Turkish writers, such as Margaret Fuller, Hannah Foster, Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Elif Şafak, Julia Kristeva, Theresa Cha, and Martin Amis. She is the author of Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (2016). Her research focuses on postcolonial theory, urban theory, feminist criticism, and novel. She writes on popular TV series and movies for the online newspaper T24. You can watch her weekly YouTube podcast Ekran Aşkına / For the Love of Screen.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights