Kan kırmızısı sahnede Sarı Zarflar

Film içinde tiyatro izlediğimiz Sarı Zarflar filminin açılış sahnesinde, Derya kocasının yazıp yönettiği bir oyunun başrolünde. Kafeslere kapatılmış insanlar, toplumsal sıkışmışlığımızın metaforu. Shakespeare’in dediği gibi hayat bir sahne, bizler ise farklı rollere bürünen oyuncularız. Kuralları belirlenmiş ve replikleri yazılmış oyunda, hangimiz kafesten çıkabilir ki? Derya’nın sessiz çığlığı ve kan kırmızısı dekor, özgürlüğün bir hayal olduğunu vurgular.

Sarı Zarflar, İstanbul ve Hamburg buluşması

Şehirler de birer tiyatro oyuncusu. İstanbul rolünde Hamburg, Ankara rolünde Berlin’i izlemek çok yaratıcı. Globalleşmeyle birlikte şehirlerin birbirine geçtiğini resmediyor. Sarı Zarflar (Yellow Letters), Hamburg yerine İstanbul’da çekilmiş olsaydı, izlediğimiz şehrin kendisi değil, temsili olurdu. İçinde birçok şehir barındıran İstanbul, kadraja sığamayacak kadar çok katmanlı.  

Yönetmen İlker Çatak, Almanya ve Türkiye’deki şehirleri eşleştirerek iki toplumdaki baskıyı ve sansürü eleştirmiş. Yönetmen, senaryo yazarı ve akademisyen Aziz’in (Tansu Biçer) sesi susturulur. Otoriter rejimleri eleştiren oyunu ise devlet tiyatrosundan kaldırılır. Sanatçıların ve hocaların haksız yere işten çıkarıldığını gösteren film, bize “özgür” ve “uygar” Batı hayali kurdurmaz. 

Aziz’in öğrencilerini protestolara katılmaya zorlamaktan yargılandığı mahkeme sahnesi, Türkiye ve Almanya’yı buluşturur. Mahkeme salonunun mimarisinden Berlin’in Ankara rolü yaptığı belli. “Millet adına” anlamına gelen “Im Namen des Volkes” yazdığı salonda Aziz, doğru düzgün dinlenmeden yargılanır. İfade özgürlüğü yoktur. Almanya’da Türkçe çekilmiş film, ülkenin Türk Müslüman nüfusunu vurgulayarak Doğu-Batı gibi coğrafi ve kültürel ayrımları başarıyla kırar.

Leyla ile Mecnun, Aziz ile Derya

Yasaklardan sonra Ankara devlet tiyatrosunun Aziz’in politik oyunu yerine Leyla ile Mecnun’u sahnelemesi ironik. Sarı Zarflar, sonsuz aşk efsanesini kırarak evlilik kurumunun büyüsünü bozar. Ailevi ve toplumsal yaraların örtüştüğü filmde, çiftin birlikteliği farklı hayat görüşlerinden dolayı çatırdar. Sosyal eleştiriyi aşkla sansürleyen tiyatronun aksine film, duyguların ne kadar politik olduğunu gösterir. 

Aziz, ismi gibi aziz değil. Tiyatroyla dünyayı kurtarmak isterken ailesinin çöküşünü izler. İşten çıkarılan çift, İstanbul’da Aziz’in annesinin evine taşınır. Sabah sandviç hazırlamanın babalık için yeterli olduğunu zanneden baba, 14 yaşındaki kızının erkek arkadaşından habersizdir. 

[Spoiler içerir]

İlkeler ve hayat mücadelesi

Sisteme karşı herkesten çok direnen Derya için zamanla annelik ağır basar. Kızının eğitimi, ilkelerinden önce gelir. En eleştirdiği kanalda dizi çekmeye başlar. Sosyal medyadaki politik paylaşımlarını siler. Lise sınavlarına hazırlanan kızını, kazanacağı özel okulda okutmak ister. Evde bilgisayarın başından kalkmayan kocasının ise geleceğe dair pek bir planı yoktur. 

Sarı Zarflar filminin sonunda Aziz, Derya’nın (Özgü Namal) dizi setindeki karavanına uzanıp bulutları seyreder. Hayallerini, eleştirdiği kanalın karavanında kurması trajik. Rüyaların gerçekleşmeyeceği belli. 

Ana akım diziler kadar tiyatro da eleştirilmiş. Sarı peruklu Derya’nın, yasak aşk konulu dizisi ne kadar apolitikse Aziz’in sosyal baskıyı eleştiren yeni oyunu bir o kadar didaktik. Dizinin de tiyatronun da replikleri abartılı. Günümüzde uzun vaazlardan oluşan bazı oyunlar, müsamere gibi.

Karakterler, eleştirdikleri politikacılar gibi farklı düşüncelere karşı tahammülsüz. Aziz’in arkadaşları onu İstanbul’a gitmekle ve Ankara’daki protestolara katılmamakla suçlar. Kızıyla ilgili acil bir durum sebebiyle davadan hemen sonra eve dönmesini anlayamazlar.  Empati yoksunu bir toplumda ne dostluklar ne de evlilikler yürüyor.

Özgü Namal ve Tansu Biçer, gözleriyle ve mimikleriyle konuşuyor. Sanat, aşk ve politikanın nasıl örtüştüğünü gösteren, karakterleri idealleştirmeyen, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan Sarı Zarflar’ı izleyin.

About the author

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur is the chair of Western Languages and Literatures Department at Boğaziçi University. She received her PhD in Literary Studies from the University of Wisconsin-Milwaukee. She has articles on the works of British, American, and Turkish writers, such as Margaret Fuller, Hannah Foster, Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Elif Şafak, Julia Kristeva, Theresa Cha, and Martin Amis. She is the author of Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (2016). Her research focuses on postcolonial theory, urban theory, feminist criticism, and novel. She writes on popular TV series and movies for the online newspaper T24. You can watch her weekly YouTube podcast Ekran Aşkına / For the Love of Screen.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights