Senaryonun merkezinde Agnes’in olduğunu düşünerek Hamnet filmini feminist sanan çok. Oysa ismini nadiren duyduğumuz Shakespeare karakteri, yokluğuyla var olur. Yunan mitolojisiyle başlayan ve Hamlet oyununun sahnelenmesiyle biten film, sanatı ve tarihi erkekler üzerinden yazar.
Erkek egemen mitoloji
William ormanda buluştuğu Agnes’e, ağaç perisi Eurydice’nin kaderinin iki erkeğe bağlı olduğu miti anlatır. Orpheus, yılan sokmasıyla ölen karısını hayata döndürmek ister. Yeraltı tanrısı Hades’in bir şartı vardır. Kadın, kocasını takip ederek yeryüzüne çıkarken Orpheus asla geriye dönüp bakmayacaktır. Fakat merakına yenik düşüp arkasına bakan erkek, sevdiğini ebediyen kaybeder.
Orpheus’un müzisyen olduğu hikâyede erkekler etken, kadın edilgendir. Ağaçlar ve kuşlar, güzel sesinin ritmine kapılır. Ölüler tanrısını bile müziğiyle etkiler. Hades ve Orpheus arasında gidip gelen Eurydice’nin sesi yoktur.
Orman cadısı Agnes ve Virginia Woolf
İlk sahneden itibaren erkekleri sanatla ve kadınları doğayla özdeşleştiren filmde öğretmen William, sevdiği kadını sözleriyle büyüler. Tiyatrocu William ve “orman cadısı” Agnes karakterleriyle film, yüzyıllardır beynimize kazınmış geleneksel cinsiyet rollerini destekler.
“Kendine Ait Bir Oda” (1929) adlı makalesinde Virginia Woolf, Shakespeare’in yetenekli bir kız kardeşi olsaydı yaratıcılığına ket vurulacağını savunur. Dikiş dikip eve hapsolacağını yazar. 16. yüzyılda akıllı ve yetenekli kadınlara deli ya da cadı muamelesi yapıldığını vurgular.
Woolf’un aksine yönetmen Chloé Zhao, Shakespeare’in zamanındaki klişeleri sorgulamaz. Agnes’i değil yüceltmek, cadı yerine koyar. “Başkalarının görmediklerini” gören kadınlar deli, mistik ve şifacıdır.
Agnes’in toprakta cenin pozisyonunda yattığı açılış sahnesi, karaktere “doğanın kızı” etiketini yapıştırır. Kahverengi elbiseli kadın, ormanla bütünleşir. Yaşadığı dönemin sosyal, kültürel ve politik hayatından uzaktır.
1970’lerde Hélène Cixous gibi Fransız feministler, ataerkil cinsiyet rollerine karşı çıkarken yeni klişeler icat ederler. Doğayla ve doğurganlıkla özdeşleştirdikleri kadınları idealleştirirler. Böylece eleştirdikleri kalıplaşmış zihniyetten pek çıkamazlar. Kaç kadın, doğanın kızı ya da cadısı olmak ister?
[Spoiler içerir.]
Agnes ve William’ın oğlu Hamnet (Jacobi Jupe) ise kahramanlıkla bağdaştırılan erkeklik rollerini küçük yaşta içselleştirir. “Cesur olacağım, baba. Canım senin olsun, Judith.” diyerek hayatını ölüm döşeğindeki kız kardeşine bağışlar.
Hamnet ve Hamlet
Hamnet’in vefatı ve Hamlet’in doğuşu arasında kurgusal bir bağlantı kuran filmde William, ölüme meydan okur. Kaybettiği oğlunu unutulmaz bir karaktere dönüştürerek ölümsüzleştirir. Sevdiğini yeraltından çıkaramamış Orpheus’un aksine oğlunu tiyatro üzerinden hayata döndürmeyi başarır.
Hayat ve sanatın örtüştüğü final sahnesi, Shakespeare’in “Bütün dünya bir sahnedir / Ve bütün erkekler ve kadınlarsa sadece birer oyuncu” sözüyle örtüşür. Filmdeki sahne çıkışı, ölüler dünyasına giden tüneli hatırlatır.
Sahnede oynayan William (Paul Mescal), gözyaşlarıyla alkışlayan ise Agnes’tir (Jessie Buckley). Oğluna Hamlet sayesinde kavuşan kadın, kocasını affeder.
Hamnet öldükten hemen sonra Londra’ya tiyatro yönetmeye giden William yerine karısı olsa film tutar mıydı? Agnes feryat figan ağlarken kocası “Dünya dönmeye devam ediyor.” diyerek ayrılır. “Kadın evde oturur, erkek üretir.” inancı desteklenir. Vedalaşamadığı oğluyla sahnede yüzleşen William, yasını ölümsüz bir esere dönüştürür. Agnes ise Shakespeare’in karısı olduğu için Maggie O’Farrell’in aynı isimli romanına ilham verir.
Hamnet, tarihe meydan okuyarak yazarlığı William yerine Agnes’e bahşedebilirdi. 16. yüzyıldaki klişelerden beslenen film, bana göre hiçbir ödülü hak etmiyor.
