“Değerli misafirlerimiz düğünümüze hoş geldiniz.” cümlesiyle başlayan HBO dizisinde, gelin göbek atarken damat arabada seks işçisi Yasemin’ledir (Asena Keskinci). Evliliğin sonsuz mutluluk balonu, ilk sahnede patlar.
Jasmine, bana 18. yüzyılda yaşamış İngiliz yazar Daniel Defoe’nun romanı Moll Flanders’ı hatırlattı. Hırsız ve seks işçisi bir kadın karakterin isminin romana verilmesi sansasyoneldi. Trajedilerde ağdalı bir dille konuşan kraliçelerden sonra romanda hayat mücadelesi uğruna suç işleyen bir kadın olay yaratmıştı. Bugün de bir seks işçisinin adının diziye verilmesi kabul görmedi. Yüzyıllar geçse de sansür hep kadınların namusu üzerinden işliyor.
Yasemin, sınıf farklarını altüst eden bir anarşist. Küçümsenen seks işçisinin karakolda, hastanede, bir holdingin toplantı odasında ve resim sergisinde müşterisi var. Doktor, polis, iş insanları herkes onun manyetiğine kapılmış. “Okumuş-cahil” ve “üst-alt sınıf” gibi sosyal kategorileri tanımadığı için sansasyonel.

“Beyaz Atlı Prens” Mitinin Çöküşü
Jokey olamayan topal Tufan (Burak Can Aras) ile dizi, güçlü kudretli erkek imajını sallar. Adı gibi esip gürlese bile etkisiz. Silahı olmasa bir hiç. Üvey kardeşi Yasemin’in bir sanat galerisinde tanıştığı Koray ise iktidarsız. Diğer dizilerin aksine kadınların problemlerini çözen beyaz atlı prensler henüz yok.
Ekranda kırılgan, engelli, hasta erkeklerin aksine Dehşet Bey ya da Eşref gibi katillere bayılıyoruz. Hak edenleri öldüren “adil” karakterlerin övülmesi, cinayetin kanıksandığının ve şiddetin aklandığının göstergesi. Dizilerde kara para aklayan ve kaçakçılık yapanlar, ideal koca ilan edilmiş.
Kadınların denize atıldığı ve öldürüldüğü diziler varken neden Jasmine’e taktık? En büyük “günah,” kadınların kendilerine yüzyıllardır dayatılan “evin meleği” rolünden çıkması. “Erkektir döver, söver.” inancının aksine kadınların çiçek gibi saf ve temiz olmaları beklenir. Oysa Yasemin karanlıkta açan bir çiçek.
Fakat dizi Yasemin’in seks işçiliğini onun kalp rahatsızlığına bağlayarak aklıyor. Organ nakli için çok para biriktirmesi gerekmese bu işi yapmaz çıkarımı var. Ölüm kalım meselesi olduğu için kadına sempati duymamız bekleniyor. Ama gene de hastalığın ikinci bölümde ortaya çıkmasını sevdim. İlk sahneden bilseydik acırdık.
Pretty Woman ve Oscar ödüllü Anora filmlerinin aksine Jasmine’de kulüpte eğlenceler ya da zengin ve yakışıklı koca adayları yok. Seks işçiliğinin en tehlikeli ve en karanlık tarafını gösteriyor.
Toplumsal Cinsiyet Çifte Standardı
Çağatay Ulusoy’un oynadığı Tam Bir Centilmen filminde eskort erkek karakterin ismi Saygın. Erkek bir seks işçisi “saygın” ve “centilmen” olarak takdir toplarken Yasemin “rezil” damgası yedi.
Erkek egemen masalların aksine dizideki yazar seks işçisi bir kadın. Gece ve Gündüz’ün hikayesi, birbirini çok seven ama anlaşamayan “huysuz” ve “pırıl pırıl” iki kardeşin metaforu. Yasemin’in hayal gücü, eşit derecede uydurma olan mitolojiden daha mı az değerli?
Dizi, kadınların kadınları nasıl ezdiğini de gösterir. Kuafördeki zengin kadınlar, manikürcüyü “varoş” diye aşağılar. Yasemin’in çantasının sahte olduğu bilgisini aralarında fısıldaşırlar. Kuaförde kıyafetler ve botokslar birbiriyle iletişim kurar.
Performatif Kimlikler
Yasemin ve arkadaşlarının sosyal medya için seksi fotoğraf ve video çektikleri sahne, ataerkil toplumla ustaca dalga geçer. “Erkekler aptal seviyor.” der Yasemin, kırmızı dudaklarını büzüştürüp şevkle sakız çiğnerken. Kamera önündeki sahte pozları, dizideki evlilikler kadar performatif.
Cem Özüduru ve Ozan Ağaç’ın senaryosunu yazdığı Jasmine, kadınları istismar mı ediyor yoksa kadınların istismar edilmesini mi eleştiriyor?