Para hırsıyla gözü dönmüş kasabalıların kedi-fare oyununa kapılamadım. Her sisli puslu atmosfer gizemli olmuyor. “Yırtmak ve ölmek arasında ince bir çizgideyiz.” der bir karakter. Fakat bu “arada deredelik” hissi bana geçmedi.

Kasaba’da Kuş Bakışı Çekimler ve Karikatürize Klişeler
Hayalet kasabanın ıssız karanlığını gösteren kuş bakışı çekim tekniği, senaryoyu pek derinleştirmemiş. Mesela Netflix’in Adolescence dizisinde, küçük bir kızın bıçaklandığı otoparkı yukarıdan görmüştük. Kuş bakışı sayesinde İngiltere’nin cetvelle çizilmiş düzenli sokakları ve şiddet eğilimli gençleri arasındaki kontrast güçlenir. Oysa Karaağaç’a yüksek bir konumdan bakmak farklı bir perspektif kazandırmaz.
Kasaba ve Fargo filmindeki karakterler para için dostlarına kıysa da iki yapım arasındaki benzerlik sadece tematik. Coen kardeşlerin filminde Minnesota’nın karlı kasabası beynime kazındı. Oysa Kasaba’nın mekânı bende yerleşmedi.
Karaağaç sınırda olsa da dizi suç ve gerilim türündeki sınırları zorlamıyor. Kasabayı kasaba çevirmek korku unsuru değil. Kan ve şiddetten çok bilinmezliktir izleyiciyi huzursuz eden.
Diziyi sınırdan klişelere döndüren ise görünümüyle ötekileştirilmiş Yıldırım (Kerem Can). Uzun, gri saçlarıyla diğerlerinden farklı görünen yabancı, kahvehanede huzursuzluk yaratır. “Ne ayaksın sen?” diye sordukları adamın tuhaf bakışları, tehlikenin habercisidir. Göze batan birine güvenilmemesi gerektiği mesajı verilir.
Karikatürize edilmiş Yıldırım, Efe (Okan Yalabık) ve Selim (Ozan Dolunay) kardeşlerin aile tarihini deşmemize engel olur. Mafyaya karşı verilen mücadele, kaybettikleri kardeşlerinin hikayesini geri plana atar. Karakterlerin içindeki kötülüğe inanmak için kasabaya dönüşle birlikte geçmişe daha çok dönmeliydik.
Selim’in karısı Begüm (Büşra Develi), ilk bölümde yasadışı paraya konmanın yolunu bulmuş olsa da diğer sahnelere pek katkısı yok. Mecburiyetten bir araya gelmiş Begüm, Selim ve Efe sevgisiz ve kimsesiz.

Karakterlerin İkiyüzlülüğü ve Sustukça Büyüyen Acı
Begüm’ün karanlığının aksine neredeyse hiç üstünden çıkarmadığı boğazlı kazağı beyaz. Ne tesadüf ki Efe’nin çocukluk aşkı Zeynep de beyaz boğazlı kazak giyer. İki kadının da naif görünümlerine rağmen sütten çıkmış ak kaşık olmadıkları belli. İkiyüzlülüğün altını çizmek için karakterlere beyaz giydirmeye gerek yok.
“Zenginleri severim.” sözüyle bilinen Turgut Özal’a verilen referans, dizinin sosyal ve politik eleştirisine uygun. Fakat “Gençken çok iyi şeyleri çok kötü yapardım. Olgunlaştım. Çok kötü şeyleri çok iyi yapıyorum.” gibi diziye serpiştirilmiş alıntılar, absürt tiyatroda dalga geçilen sloganları hatırlatır.
Sonradan gerçek olduğunu öğrendiğim genelevin pembe ışıkları, leopar desenli yorganı, peluşları ve kırmızı perdeleri dizinin karanlık atmosferine uymamış.
Seren Yüce’nin yönettiği Masum ve Kulüp’ten sonra hayal kırıklığına uğradığım Kasaba’da tek beğendiğim, son sahnenin dizinin ilk cümlesine bağlanmasıydı: “Ne zamandır söylemek istiyorum. İnsan işte sustukça daha çok susuyor.” der Efe. Her bölüm, sustukça büyüyen ıstırabı yavaş yavaş işler. Umarım ikinci sezon, bizi mafya mücadelesinden çok geçmişin girdabına çeker.