
Taşacak Bu Deniz’in Kızılcık Şerbeti’ne rakip olmasının bir sebebi, iki dizide de aşkın farklı dini inançları buluşturması. İstanbul’da geçen dizi Doğu ve Batı, Taşacak Bu Deniz ise Türkiye ve Yunanistan arasında köprü kurar. Benzer matematikle işleyen iki dizide, seküler ve muhafazakarların evlilikleri ya da Hristiyan ve Müslüman karakterlerin yakınlaşması yankı bulur. Toplumdaki kutuplaşmaya aşkla çözüm arayan diziler, farklı gelenekleri bir araya getirerek izleyicinin kalbini fetheder.
İlk sahnesinde Atina’daki Pantheon Tapınağı’nı ve bir kiliseyi gördüğümüz Taşacak Bu Deniz’de din merkezde. Papaz, “Bizler Konstantinopolis’in evlatlarıyız. Hep araftayız.” derken iki komşu ülke arasında bağ kurar. Paralel çekilmiş sahnelerde Oruç namaz kılarken Eleni Meryem Ana’ya dua eder. Oruç, Eleni’den “Hristiyan kız” olarak bahsederken kimliğin din üzerinden inşa edildiğini görürüz.
Denize atılan Yunanlı Eleni’yi Oruç (Burak Yörük) kurtarır; Kızılcık Şerbeti’nde ise başörtülü ve laik kadınlar birbirlerine sahip çıkar. Yabancı doktora muayene olmayan kasabalılarla birlikte izleyicinin de ön yargılarıyla yüzleşmesi beklenir. Gerçi Taşacak Bu Deniz, Eleni’yi (Ava Yaman) Müslüman yaparak dini farklılıkları silerse şaşırmam.
Trabzon’da doğduktan sonra Yunanlı bir çifte evlatlık verilen Eleni, aile yılı ilan edilen 2025’te annesine kavuşur. Adil (Ulaş Tuna Astepe) ve Esme (Deniz Baysal) daha ilk görüşte sevip korudukları genç kadına kol kanat gerer. Karadeniz’de köklerini arayan Eleni’nin hasreti biter. Kısa sürede Karadeniz şivesini kapar ve Meryem Ana’ya Türkçe dua edecek kadar Türkçeyi benimser.
Keskin Anne Temsilleri
Dizide “iyi” ve “kötü” anne arasındaki çizgi keskin. Yıllarca Eleni’ye annelik yapan Yunanlı doktor, kızının üniversite mezuniyetini kaçırmış. “Kocam nasılsa öldü. Benlik bir şey yok.” diyerek cenazeye gitmek yerine ameliyata girmiş. Kariyer yapan azimli kadınların, aile sevgisi ve şefkatten yoksun olabileceği hissettiriliyor.
Dizinin yalılarla özdeşleşen İstanbul’un dışına çıkması güzel. Holdinglerde ne iş yaptığı belli olmayan beyaz yakalılar yerine Karadenizli kasabalıları izleriz. Fakat yeşilliğiyle bizi büyüleyen coğrafya, günümüzün sosyal ve tarihi bağlamından koparılmış. Efsanevi bir mekan. Mesela sevdiği kadın tarafından vurulan ve hastanede can çekişen Adil, Esme’nin uzaklarda bir yerlerde şarkı söylediğini hisseder ve birden gözlerini açar. Mitik ve doğaüstü bir masal diyarı adeta.

Hırçın Coğrafya ve Bitmeyen Şiddet
Dizi özetinde “hırçın bir doğa” olarak tasvir edilen Karadeniz’de sanki kaos ve şiddet mübah. Kan davalı kasabalılar, yaşadıkları coğrafyanın dağları gibi “sert” ve denizi gibi “fırtınalı.” Doktoru da muhtarı da hak ve hukuk tanımıyor. “Polis yok, ben bunun hesabını kendim göreceğim.” der Adil. Furtunalılar ve Koçariler, Tom ve Jerry gibi sürekli birbirlerini kovalar.
Kadınlar da normalleştirilen şiddetin parçası. Sevcan, nişanlısı Oruç ve Eleni’yi birlikte görünce, “Ben bu kızı boğarım. Öldü bu Yunan.” der. Elinde tüfekle gezen Esme ise daha ilk bölümde sokak ortasında Adil’i vurur. “İsa der ki yanağına vururlarsa diğerini çevir.” diyen Eleni çeteye katılmak üzere. Kadın karakterlerin neredeyse her bölümde saldırıya uğradığı ya da denize atıldığı dizide, erkekler hem fail hem kurtarıcı.
“İnatçı” karadenizli klişesini destekleyen ve eşkıyaya “Adil” ismi veren dizide, denizle birlikte taşan şiddet.