Masumiyet Müzesi’nin masumiyetten uzak aşkları

Masumiyet Müzesi dizisinde aşk, 1970’lerin Yeşilçam sinemasıyla şekillenmiş bir duygu. Evlilik ise Doğu ve Batı arasında sıkışmış Türkiye’nin, sınıf ve cinsiyet ideolojilerini korumakla görevli bir kurum. Netflix dizisi, Orhan Pamuk’un politik eleştirisinden çok Kemal, nişanlısı Sibel ve sevgilisi Füsun’un kalp çarpıntılarına odaklansa da eşyaların anlattığı modernlik sevdasını başarıyla resmediyor. 

Güzellik kraliçelerinin mayolu resimleri, modern Türkiye’nin yüzüydü. Oysa Kemal’in (Selahattin Paşalı) annesi, “O yarışmaya katılanlara ne gözle bakarlar bilinir.” der, genç akrabası Füsun’u ima ederek. İmparatorluk yıkılıp cumhuriyet kurulmuş olsa da kadınları namusu üzerinden değerlendiren zihniyet değişmemiş. 

Modernlik Sevdası mı Aşk mı?

Sibel’in (Oya Unustası) Jenny Colon marka takıntısı, insanların nesneler üzerinden iletişim kurduğuna örnek. Nişanlısı Kemal’in aldığı taklit çantayı istemezken Avrupa’daki modayı taklit ettiğinin farkında değil. Modernleşme sancısının bir sebebi de Batı’yı körü körüne takip etmek değil mi? Güvenilmez, dedikoducu ve aylak zenginlere göre kültür, Paris’ten alışveriş yapmaktan ibaret. 

Sosyal sınıfın ilişkileri yönettiği toplumda, tekstil zenginleri tezgahtarlara merhamet duyar. Füsun’un (Eylül Lize Kandemir) Kemal’in dünyasında varlığı Merhamet Apartmanı ile sınırlı. Sibel “yoksul” ve “hırslı” bir kadınla “kolayca ilişki” yaşanır derken, Füsun’un namusunu mesleğiyle ölçer. İlişkide “sonuna kadar” gitmek Sibel’i “Avrupalı,” Füsun ise “basit” addeder. 

“Kadınla erkeğin yan yana gelemediği, görüşüp konuşamadığı bir memlekette aşk olmaz.” diyen Kemal’in annesi Vecide, Türkiye’nin bastırılmış cinsellik tarihini özetler. Arzunun yok sayıldığı toplumda, “Erkek önüne gelen ilk kadının üstüne atlar.” diyerek Kemal’in Füsun’a âşık olmadığını savunur. 

Metinlerarası Bir Aşk

Aşk, Leyla ile Mecnun ve Yeşilçam filmlerinden beslenen metinlerarası bir duygu. Bir gazoz reklamında Türkçeyi aksanlı konuşan sarışın bir kadının “Siz her şeye layıksınız.” sözlerine kapılan Kemal, kendisine hem nişanlısını hem sevgilisini layık görür. 

Onu terk etmiş Füsun’u çaresizce ararken fonda “Bir adam kendi tiyatrosunda.” şarkı sözlerini duyarız. Sevdiği kadının eşyalarını gizli gizli alıp Merhamet Apartmanı’nda toplayarak tek kişilik bir tiyatro oynar. 

Füsun’un bekaretini kaybettiği sahne, romantize edilmemiş. “Gözlerini kapatıp bana sarıldığın o an aklın sana hangi filmi gösteriyordu?” diye sorar Kemal sevgilisine. Filmlerdeki kadınlar gibi konuştuğunu fark eden Füsun, sevişirken gördüğü ayçiçeği tarlalarında geçen filminin kahramanı olur. Film yıldızı olamayan kadın, “küçümsenen fakir akraba” rolünü hayata geçirir. Füsun’un sokağındaki Yeşilçam film afişleri, hikâyedeki zengin erkek-fakir kadın aşkının kurgusallığını vurgular. 

Aşk Bir Futbol Oyunu mu?

Kemal ve Füsun’un ilişkisi, kuralları belli bir oyun. Neredeyse her seviştiklerinde bahçede çocukların futbol oynadığını duyarız. Her gün aynı saatte aynı dairede buluşurlar. Dört duvar arasına sıkışmış aşk, apartman bahçesine sığdırılmış bir futbol oyunu gibi.

Yasak aşklarını trafik kazasında kaybeden baba ve oğlu Kemal’in aynı kaderi paylaşması, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu gösterir. Dizinin jeneriğinde kendi çevresinde dönen saat ve tekerlek gibi toplum da yerinde sayıyor. Boğaz’da yanan tankere bir aksiyon filmi izlermişçesine bakanlar, tarihe seyirci kalıyor.

Caruso’nun diziye ne katkısı var?

Dizide tek içime sinmeyen, en trajik sahneye İtalyan tenor Caruso ve Kemal’in ölüm haberine Verdi’nin eşlik etmesiydi. Türkiye tarihinden beslenen aşka, İtalyanca müziği yakıştıramadım.

Yazarla birlikte çalışmış yönetmen Zeynep Günay ve senarist Ertan Kurtulan, Masumiyet Müzesi uyarlamasına olan ön yargılarımı kırarak adaptasyon dersi veriyor. Müze evlerdeki kadehlere ve antikalara tek tek odaklanan kamera sayesinde hikâyedeki asıl karakterin kişisel ve toplumsal tarihimizi yazan eşyalar olduğunu hissederiz. Yazar da karakteri Kemal de müzede sergilenen biblolar gibi birer obje.

Masumiyet Müzesi romanı, Çukurcuma’daki müze ve Netflix dizisi arasındaki eşi görülmemiş, çok katmanlı diyaloğa siz de katılın. 

About the author

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur is the chair of Western Languages and Literatures Department at Boğaziçi University. She received her PhD in Literary Studies from the University of Wisconsin-Milwaukee. She has articles on the works of British, American, and Turkish writers, such as Margaret Fuller, Hannah Foster, Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Elif Şafak, Julia Kristeva, Theresa Cha, and Martin Amis. She is the author of Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (2016). Her research focuses on postcolonial theory, urban theory, feminist criticism, and novel. She writes on popular TV series and movies for the online newspaper T24. You can watch her weekly YouTube podcast Ekran Aşkına / For the Love of Screen.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights