Son Kare, kadraja girmeyen hakikat

Dedektif türünün sözde bilimselliği, Son Kare dizisinin sürreal atmosferinde bulanıklaşır. Dedektif Sare ve fotoğrafçı Atlas’ın dahil olduğu bir cinayet soruşturmasında, fotoğraflar bir sonraki maktulün habercisidir. İkilinin hem katili hem de birbirlerini kovaladığı GAİN dizisinde hayal ve gerçeklik birbirine karışır. Lunapark, fotoğraf stüdyosu ve sergide geçen sahneler; izlediğimiz kedi-fare oyununun kurgusallığını vurgular. 

Kurgusal mekanlar: lunapark, stüdyo ve sergi

Açılış sahnesindeki lunapark, bizi çocukluğumuza davet eder. Fakat masumiyetle bağdaştırdığımız eğlence mekânı, bir suç mahalline dönüşür. Çocuk seslerinin yankılandığı parkın coşkusu ve renk cümbüşü, mor bir sessizliğe bürünmüş. Katil cinayet işlemek için bir lunaparkı seçtiğine göre, çocukluk travmaları ölümcül oyunun bir parçası. 

Ormanın ortasında ihtişamlı bir avize, büyük bir yatak, mor yorgan ve çekim ekibinden oluşan fotoğraf stüdyosu ise lunapark gibi bir oyun alanı. Fotoğrafı gerçeğin ispatı olarak görsek de şahit olduğumuz, sanatçının bakış açısıdır. Onun istediği kareye odaklanırken kadrajın dışında kalanları unuturuz. Fotoğrafçı Atlas da lunaparktaki katil gibi bir oyun kurucu ya da illüzyonist.

Lazer ışıkların aydınlattığı loş resim sergisi sanki bir lunapark. Atlas’ın (Uraz Kaygılaroğlu) siyah ceketi mekândaki neon ışıklarını yansıttığında katili kovalayan fotoğrafçının sergilenen sanat eserlerinden farkı kalmaz. Ziyaretçilerin ve izleyicilerin görüşünün kısıtlı olduğu mekânda, katili dedektiften ve hakikati kurgudan ayırt edemeyiz. 

Son Kare, dedektifi akıl ve bilimle özdeşleştirmeyerek geleneksel polisiye türünün ötesine geçer. Geçmişi hatırlayamayan karakterler bize 18. yüzyıl Aydınlanma Çağı’nın rasyonel insan mitini sorgulatır. Atlas’ın tanımadığını iddia ettiği kişiler, asker arkadaşı ya da sevgilisidir. Dedektif Sare (Burcu Özberk) ise elinin neden kanadığını açıklayamaz. Hafızanın güvenilemediği dizide, kimseye itimadımız yok. 

Son Kare, korkutucu bir bilinmezlik

Diziyi korkutucu kılan kan revan sahneleri değil, bilinmezliktir. Kimliğimizi, ailemizi, eşimizi, dostumuzu bilmemek korkutucudur. İsmi “sıçrayan, susuzluk, ihtiyaç” anlamına gelen Sare’de ve Atlas’ta bir arayış ve çırpınış hissiyatı var. İkilinin çaresizce kovaladığı, katil kadar kendi kimlikleridir. 

[Spoiler içerir.]

Son Kare’de geçmişin sancıları, izlediğimiz oyunun kurallarını belirler. Yetimhanede büyüyen Atlas ve Enis, farklı ailelere evlatlık verilmiş. Üvey baba, küçük Atlas’a “güçsüz” diyerek onu küçümsemiş. Çocuğu “kuvvetlendirmek” uğruna yıllarca ona eziyet etmiş. Bir oyunda fare zehri içip zehirlenmesine göz yuman aileye inat, öz abisi onu aramaktan hiç vazgeçmemiş. 

Atlas’ın abisinin (Yiğit Özşener) yetiştiği ihtişamlı ama melankolik ev ise karanlık bir müze gibi. Aile sevgisinden yoksun büyüyenlerin suça sürüklenebileceği mesajı var. Oysa mutlu ve şefkatli bir yuvadan da katil çıkamaz mı?

Hipnoz ve kurgu

Dizi, “Katil kim?” yerine “Hipnoz nasıl işliyor?” sorusuyla ilerleyebilirdi. Donuk ve tekinsiz psikiyatrist Enes’in oyunu tezgahladığı daha ilk sahneden belli. Gri tonlarındaki ve fazla düzenli ofisi, doktorun bakışları gibi soğuk ve mesafeli. Kavgaya karışmış Atlas’ı kurtaran değil de dövdüren olduğu bariz. Senaryo, oyun kurucusunu ilk sahneden tanıtıp daha çok hipnoz sürecine ya da cinayetlerin perde arkasına odaklanabilirdi. 

Senarist Ali Doğançay ve yönetmen Aytaç Çiçek’in başarısı, bilinmezliği tamamen aydınlatan bir son kare sunmamaları. “Aşıklar kavuşacak mı?” sorusuyla ilerlemeyen, polisiye türünün bilimselliğine meydan okuyan ve izleyiciyi rüya ve gerçeklik arasında gizemli bir yolculuğa çıkaran Son Kare dizisine bir şans verebilirsiniz.

About the author

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur is the chair of Western Languages and Literatures Department at Boğaziçi University. She received her PhD in Literary Studies from the University of Wisconsin-Milwaukee. She has articles on the works of British, American, and Turkish writers, such as Margaret Fuller, Hannah Foster, Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Elif Şafak, Julia Kristeva, Theresa Cha, and Martin Amis. She is the author of Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (2016). Her research focuses on postcolonial theory, urban theory, feminist criticism, and novel. She writes on popular TV series and movies for the online newspaper T24. You can watch her weekly YouTube podcast Ekran Aşkına / For the Love of Screen.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights