Emine Yıldırım’ın filmini, İstanbul Modern’de düzenlenen “Doğruluk mu Cesaret mi?” programının “İçimizdeki Tanrıçalar” panelinde tartıştık. Bizi doğruluğa ve cesarete davet eden sunumlar, yıllardır evcilik oyunu ile özdeşleşen tanrıçalığın büyüsünü bozdu. Ailesi için kendini sefil eden, çocuklarının mutluluğuyla avunan ve kibirli kocalarına tahammül eden anneler; “tapılacak kadın” olmak istemiyor. İçimizdeki her daim fedakâr, yorulmayan, acıkmayan tanrıçayla vedalaşma vakti gelmedi mi?

Rüya İle Gerçek Arasında Bir Yolculuk
Gündüz Apollon Gece Athena filminde Defne ve iletişim kurabildiği hayaletler, gece ve gündüz gibi yakın ama uzak. Onu bebekken terk etmiş ve öldü sandığı annesinin ruhunu harabelerde ararken geçmişin rüzgarları günümüzde eser. Otobüste uyur uyanık Side Antik Kenti’ne yolculuk eden genç kadının (Ezgi Çelik) hayatı, rüya ve gerçeklik arasında. Yoldaşı ise 1993 yılında ölmüş örgüt üyesi Hüseyin’in (Barış Gönenen) hayaleti.
Anneler ve çocukları arasındaki çalkantılı ilişkiler, günümüz ve geçmişin sancılı birlikteliğini yansıtır. İlk sahnelerde kameranın odaklandığı antik kapı, anne ve evlatlarının hep eşikte olduğunu gösterir. Ne kadar kavuşsalar da ayrılık kapıda. Defne, onu yetimhanede bırakmış annesini bulsa da aralarındaki mesafe baki. “Özgür ruhlu” bir tur rehberi olan annesi (Lale Mansur), seyahatlerine devam edecek.
İlişkiler hep kesintide. Nazife’nin (Selen Uçer) hayaleti, yıllar önce terk ettiği kızıyla Defne üzerinden iletişime geçer. Kocası evlat edinmek istememiş Selma ise hiç sahip olamadığı çocuğunun hasretini çeker. Kim tarafından öldürüldüğü bilinmeyen Hüseyin’in annesi, yıllarca oğlunu aramış. Anne hasreti çeken ölü ve canlı karakterler isteseler de birbirlerine sarılamaz.
Hayatın ve Ölümün İç İçeliği
Güneşli bir tatil beldesi Side’nin yanı başındaki Kemer Mezarlığı, gece ve gündüzün birlikteliğine işaret eder. Aydınlık ama boş sokaklar ürkütücü güzellikte. Hayat ve ölümün iç içeliği, anneler ve çocuklarının var ile yok arasındaki çelişkili ilişkiye benzer. Bebek Defne ve annesinin yıllar önce çekilmiş fotoğrafı da hiçbir zaman var olmamış bir ailenin hayaleti.
Hayalet görme yetisinin anneden geçtiği filmde, tarihi kadınlar kurgular. Ailesini hiç tanımamış Defne, kendi kimliğini kendisi inşa eder. Fakat bu inşa süreci resmi evraklar yerine mitoloji, Halikarnas Balıkçısı’nın hikâyeleri ve haber programlarından kesitlerle gerçekleşir.
Gündüz Apollon Gece Athena filminde Defne’nin gece vakti kameraya arkasını dönüp dalgalı denize baktığı sahne, bana Caspar David Friedrich’in “Sis Denizinde Amaçsızca Dolaşan Adam” (1818) tablosunu hatırlattı. Resimde bize sırtını dönmüş iyi giyimli bir adam, uçurumun eşiğinde kayaları yutan sisi izler. Film ise kadın merkezli bir tuval. Defne gözlerini kameradan denize çevirdiğinde belki de hüznünü özgürce yaşar. Yüzünü gizlediği anda savaş tanrıçası Athena olmak zorunda değildir. Tanrıçalık, omuzlarında bir yük.
Kadınlar tanrıçalığa başkaldırsa da ataerkil düzen içselleştirilmiş. Side’de bir otel işleten Selma, çiçeklere su verirken bile merhum kocasının bağırmasıyla sarsılır: “Çok az su veriyorsun. Şimdi de çok oldu. Hiçbir şey beceremiyorsun. Geri zekalı.” Karısına musallat olan Hayri, ölümün bile evde verilen savaşı bitiremediğini gösterir. Gerçi baskıcı karakterin polis olması klişe. Yaşam koçluğu yapan sözde modern babalar bile psikolojik şiddet uygulayabiliyor.

Mitoloji ve Politika
Geçmişi günümüze taşıyan Gündüz Apollo Gece Athena filmini izlerken Türkiye’deki politik olayların neden Batı medeniyetinin sembolü olan Yunan mitolojisi üzerinden kurgulandığını sorguladım. Örgüt üyesi Hüseyin, Cumartesi Anneleri ve bir televizyon ekranından yansıyan toplumsal kaos neden Apollon ve Athena ile buluşur? Sevgi ve dayanışma karakterleri bir araya getirse de yaşanan acıların farklı sosyal ve politik bağlamları unutulmamalı.
Farklı dönemler ve jenerasyonlar arasındaki suların durulmadığı Gündüz Apollon Gece Athena filminde mutluluk bir hayal. Sürekli kıyıya vurup dönen dalgalar hem tarihin kısır döngüsüne hem de gelgitli anne çocuk ilişkilerine ayna tutar. Anlık bir huzur ya da kavuşma olsa da sancı daimî.
İstanbul Modern Film Küratörü Dr. Müge Turan’ın moderatörlüğünü yaptığı “İçimizdeki Tanrıçalar” paneline beni davet eden Dr. İren Dicle Aytaç’a ve bizi tanıştıran Hivda Kılıçaslan’a sonsuz teşekkürler.