
Odak Yalılar Değil, Geçim Derdi
Şatafatlı yalıların ve ihtişamlı zenginlerin yer almadığı GAİN dizisi Fer, sadeliğiyle gözümüzü alıyor. Konaklarda boş boş oturan karakterler yerine parasızlıktan deterjan alamayan korsan taksici Dilek’in hikayesini izliyoruz. Yönetmen Türkan Derya ve senarist Devin Özgür Çınar, günümüzün ekonomik sorunlarıyla boğuşan, evli, mutsuz ve çocuklu bir kadının hikâyesini mizahla anlatmış.
Evlilik de boşanma da ekonomik anlaşma. Dilek’in kocası Ahmet, karısından nafaka ister. “Boşanacağım dersen her şeyin yarısı benim.” diyerek karısının her kuruşunu ödediği arabasına taliptir. Evlenirken salon süsleri kadar ortak mal rejimini de düşünmek lazım demek.
Evi terk etmiş Dilek’in parasızlık sancısına çocuklarının baba feryadı eklenir. “İstemiyorsanız okula gitmeyin.” diyen baba gibisi var mı? Gamsız baba, çocuklarını kaosa sürükler. Ailesini yemeğe götürerek çocuklarından puan toplayıp hesabı işsiz karısına ödetir.
Hiç Büyümeyen Ahmetler ve Fer’in Gerçekçi Kadın Temsilleri
Çocuklar Ahmet’i baba değil, bakılmaya muhtaç kardeşleri gibi görür. Market alışverişi yapamayan annelerine, “Ben babama gitmek istiyorum. Ona da yemek götürelim.” diye ısrar ederler. “Anne, babama da sahip çıksan?” diye soran kızına, “Benim bir tek sorumluluğum var, o da çocuklarım.” cevabını verir. Kadınlar, hiç büyümemiş Ahmetlerin annesi olmak zorunda değil.
Karısını aldatmış damat el üstünde tutulur. Pişkin koca, kayınvalidesinin sarmalarını överken Dilek’in dedikodusu yapar. “Tatlı dilli” damat mağdur; kızları ise “zıtlaşmayı seven” bir annedir. Kocasının suyuna giderek politik davranması tavsiye edilir. Kadınlar, sevmedikleri erkekleri neden idare etsin?
“Danışma koltuğunda siz oturmayın.” der Şadi Uluslu, ailesindeki her krizi tek başına çözmeye çalışan Dilek’e. Korsan taksicilik yaparken tanıştığı iş insanına şoförlüğüyle övünen Dilek, sadece arabada değil her daim direksiyonda.
Yeni evinin salonundaki kırık koltuk başlı başına bir karakter. Bu koltuk, bilgisayarı olmadığı için oflayan çocuğu ve sürekli karısını suçlayan kocayı kaldıramaz. Çöken koltuk, Dilek’in artık “danışma koltuğunda” oturamadığını gösterir. Sürekli plan yapmanın ve problem çözmenin ne kadar zor olduğunu anneler bilir.
Kocası tembel olduğu için her şeyi yapmayı öğrenen Dilek, yeri geldiğinde tamirci, tesisatçı ve taksici. Ekranda izlediğimiz “fedakâr eş” ya da “fettan kadın” tiplemelerinden uzak. Her daim şık ve makyajlı olmayan kadının ışığıyla parlıyor Fer.
Şadi ve şoförü Dilek, Bulgaristan yollarında epey zaman geçirse de araba sahneleri hiç sıkıcı değil. Bir sahnede, aynı anda telefonları çalar. Dilek’in annesinin hoparlörden gelen “Dilek, Dilek beni duyuyor musun?” soruları yüzünden telefonda konuşamayan Şadi ile birlikte ben de gerildim.
Ailevi sorunlar birçok yapımda eleştirilse de Fer hayatın içinden. Mesela Dilek’e çocuklarını pedagoga götürmesini tavsiye eden öğretmen, velinin ekonomik sıkıntılarını düşünmeden akıl verir. Sınıfta ders verse de karşısındakini okuyamaz.

Pırlantaların Aydınlattığı Bir Kaçış Hikayesi
İki çocuklu Dilek’in Şadi’nin karanlık dünyasına katılmasını onaylıyorsak işledikleri suçlara biz de ortağız. Şadi’nin ismi “memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı” demek olsa da bana İngilizcede tekinsiz anlamındaki “shady” kelimesini hatırlattı. Nitekim Shady Şadi’nin kaçak pırlantaları, Dilek’in hayatını aydınlatır.
Oyuncular rollerine o kadar adapte olmuşlar ki “Düzelteceğim. Seni özledim.” diyen Ahmet’e (Ferit Aktuğ) bir an kanmamak mümkün mü? Melisa Sözen ve Ertan Saban bir süredir izlediğim en uyumlu dizi çifti. Fer’in pırıltısına siz de kapılın.