Uğultulu Tepeler’in rüzgarını dindiren film

Bu dönem Boğaziçi’nde verdiğim İngiliz romanı dersimde hikâye ve olay örgüsü arasındaki farkı anlatırken Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler romanını ve Emerald Fennell’in film adaptasyonunu karşılaştırdım. İkisi de kardeş gibi büyüyen Catherine ve Heathcliff’in aşkını anlatsa da neden film iz bırakmıyor? Sadece hikâyenin kendisi değil, olayların kimler tarafından, nasıl ve hangi zincirlemede anlatıldığı bir eseri sanat kılar.

Roman ve filmde zaman

Roman, Earnshaw aile tarihinin farklı dönemleri arasında savrulurken Uğultulu Tepeler’in rüzgârı içimize işler. Oysa Heathcliff’in evlatlık edinilmesinden yetişkinliğine doğru uzanan film, ekranda kopan fırtınayı dindirir. Filmdeki aşıklar kavuşacak mı sorusu, romanın ilk sayfasında cevaplanır. Sonunu baştan bildiğimiz eserde bizi sürükleyen yazarın zamanlar arasında gidip gelen anlatım tekniğidir. Kuvvetli yağmurun eksik olmadığı filmde mevsim bahardır. 

Romanın estirdiği sert rüzgârda tutunacak dalımız ya da güveneceğimiz bir anlatıcı yok. Meraklı bir yabancı, Uğultulu Tepeler’e gelir ve evin hizmetçisi Nelly’den gizemli Heathcliff’in geçmişini anlatmasını ister. Evde ölümle burun buruna yaşayan kadının dedikoduları kinden beslenir. Kadınların eğitim ve çalışma hakkının kısıtlı olduğu dönemde kendi hayatını kuramamış Nelly, belki de ilk defa hikâye anlatıcısı olarak ciddiye alınır. 

Romanın ırçılık eleştirisini yok sayan film

Heathcliff rolü için beyaz bir oyuncunun (Jacob Elordi) seçilmesi, Brontë’nin ırkçılık eleştirisini yok sayar. Oysa aşıkların evliliğine engel, siyah kıvırcık saçlarından dolayı çingeneye benzetilen erkeğin İngiliz kadına yakıştırılmamasıdır. Koyu ten renginden dolayı “şeytani” ve “vahşi” addedilen karakter üzerinden roman, 19. yüzyıl İngiltere’sindeki ayrımcılığı gözler önüne serer. Heathcliff yerine hizmetçi Nelly’nin (Hong Chau) azınlık bir karakter olarak ekrana getirilmesi, etnik kökenin aşka nasıl engel olabileceğini gösteremez. 

Aşk, din ve sınıf ayrımı

Roman, dindar geçinen İngiltere’nin foyasını ortaya çıkarır. Noel yemeğinde buluşan karakterler, elma sosunu döken küçük Heathcliff’i çatı katına kitler. Dini kimliği ve ailesi belli olmayan çocuğu sofralarında istemezler. Çocuğa yaptıkları zulüm, dinledikleri Noel şarkılarındaki sevgi ve anlayış temalarıyla örtüşmez. Roman, medeni ve ahlaklı geçinen İngilizlerin bile ne kadar acımasız olduğunu gösterirken toplumsal gelişmeyi de sorgular. 

Heathcliff ile evlenirse dilenci gibi yaşayacağını düşünen Catherine, itibarına ve zenginliğine kapıldığı komşusu Edgar Linton ile evlenir. Kadınların mülkiyet hakkı olmadığı toplumda Catherine, hayatta kalmak için parayı aşka tercih eder.

Uğultulu Tepeler’in vahşi doğasının aksine Linton’ların yaşadığı Thrushcross Grange, endüstrileşen İngiltere’nin temsilidir. Kapitalizmi eleştiren romanın anlatıcısı, zengin bir karakter yerine hizmetçidir.

Fakat filmde Edgar’ın evi adeta bir masal diyarı. Sürekli kostüm değiştiren Catherine, gene Margot Robbie’nin oynadığı Barbie karakterine dönüşmüş. Şatafatlı kıyafetler ve süslü dekorasyon, karakterlerin psikolojik derinliğini örtmüş. 

Romanda ölümün bile ayıramadığı iki ruhun aşkı, filmde tutkudan ibaret. Melodrama dönüşen filmde, kimsesiz Heathcliff’in uğradığı ayrımcılığı ve şiddeti izlemediğimiz için öfkesini ve intikam duygusunu anlayamayız. 

Film, kurgunun önemini fark etmek için izlenir. Hangi dönemde olduğumuzu ya da benzer isimli karakterleri karıştırabildiğimiz romanda, tepelerin uğultusunu içimizde hissederiz. Oysa film, romandaki sis perdesini anlatım teknikleriyle değil, puslu sahnelerle yaratmaya çalışmış. Doğrusal zamanda ilerleyen film, Wuthering Heights’ın kendisi yerine özeti okunsa da çekilebilirdi.

About the author

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur is the chair of Western Languages and Literatures Department at Boğaziçi University. She received her PhD in Literary Studies from the University of Wisconsin-Milwaukee. She has articles on the works of British, American, and Turkish writers, such as Margaret Fuller, Hannah Foster, Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Elif Şafak, Julia Kristeva, Theresa Cha, and Martin Amis. She is the author of Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (2016). Her research focuses on postcolonial theory, urban theory, feminist criticism, and novel. She writes on popular TV series and movies for the online newspaper T24. You can watch her weekly YouTube podcast Ekran Aşkına / For the Love of Screen.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights