İçimizdeki Tanrıçalar: Gündüz Apollon Gece Athena

Emine Yıldırım’ın filmini, İstanbul Modern’de düzenlenen “Doğruluk mu Cesaret mi?” programının “İçimizdeki Tanrıçalar” panelinde tartıştık. Bizi doğruluğa ve cesarete davet eden sunumlar, yıllardır evcilik oyunu ile özdeşleşen tanrıçalığın büyüsünü bozdu. Ailesi için kendini sefil eden, çocuklarının mutluluğuyla avunan ve kibirli kocalarına tahammül eden anneler; “tapılacak kadın” olmak istemiyor. İçimizdeki her daim fedakâr, yorulmayan, acıkmayan tanrıçayla vedalaşma vakti gelmedi mi?  

The Brutalist, bir filmi inşa etmek

Opera ve balenin açılışında çalan uvertür, filmde Yahudi soykırımından kurtulduktan sonra konuşmayı reddeden öksüz Zsófia’nın çığlıklarıdır. Genç kızın “sessizliğinden büyülenen” askerler, onu “göz kamaştırıcı” bir sanat eseri olarak görür. Film, Amerika’ya kaçan Macar mimar László Tóth kadar yeğeninin var oluş mücadelesini anlatır. Zsófia’nın çaresizliğine uvertür ile ses vererek başlayan film, İlk Mimarlık Bienali’nde (1980) amcasını onurlandırdığı bir konuşmasıyla biter. 

New York’ta Bir Gece, Sean Penn ile taksi yolculuğu

Christy Hall’ın yönettiği filmdeki tek olay, New York’ta yaşayan genç ve güzel bir kadının havaalanından evine doğru yaptığı bir taksi yolculuğudur. Bilgisayar programcısı Girlie’nin (Dakota Johnson) hayatına; katıldığı bir toplantı, dostlarıyla eğlendiği bir parti ya da sevgilisiyle geçirdiği romantik bir randevu üzerinden de şahit olabilirdik. Peki onu neden iş, aile ya da arkadaş ortamında değil de taksi şoförü Clark (Sean Penn) ile yaptığı sohbetler üzerinden tanıyoruz?

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights