“İmparatorluğun son prensesi” ve “yeni dünyanın yeni prensi,” Doğu ve Batı’yı buluşturan İstanbul’da âşık olur. Uluç Bayraktar’ın yönettiği ve Meriç Acemi’nin senaryosunu yazdığı Netflix dizisi Enfes Bir Akşam, kapitalist bir İstanbul masalı yazar.
Boğaz hattında geçen aşk, eski ve yeni zenginler arasındaki güç savaşından doğar. Uluslararası ticaret firmasını yoktan var eden Osman (Engin Akyürek), çocukluğundan beri hayalini kurduğu yalının sahibi Nihal’e âşık olur. Fransa’dan dönen Nihal (Aslı Enver) ise 150 yıllık aile yalısını babasının borçlarına kaptırmak istemez.

Sınıf Çatışmasının Dili
Tekne tasarımcısı Nihal, “Sıfırdan gelenler böyle extravaganza tekne sever.” diyerek Osman’ı küçümser. Servetlerini miras yoluyla değil, çalışarak elde edenlerin gösteriş meraklısı olduğunu düşünür. “Sonradan görme” zenginlerin yeterince sofistike ve görgülü olmadığını ima eder. Dizide iş insanı Osman’ın “kaybetmeyen canavar” olarak tasvir edilmesi, Nihal’in ön yargısını destekler.
Osman’ın çocukluk arkadaşı Mahir (İsmail Demirci) ise zenginleri eleştirir. Babasının apartman görevlisi olduğu binanın sakinlerinin “sırf canları çekti diye” onu gofret almaya gönderdiklerini hatırlar. “Kök mök hikâye; paran varsa varsın, yoksa yoksun.” der bir karakter; dizide şehrin orta sınıfı ve yoksul mahalleleri kadraja giremez.
Edebiyatta Burjuvanın Yükselişi
Burjuvanın yükselişi, endüstrileşme döneminden bugüne edebiyatta da sık işlenen bir konu. Anton Çehov’un “Vişne Bahçesi” (1903) oyununda, borç batağındaki aristokratların malikanelerini bir serfin oğlu satın alır. Elizabeth Gaskell’in Cranford (1853) romanında ise iflas eden İngiliz kadını, hizmetçisi kurtarır. Belki de hiç çalışmamış aristokratlar, küçümsedikleri alt sınıfın eline bakar.
Sınıf dinamikleri değişse de kadınların takas edilen bir obje gibi görülmesi baki. “Kız mı, yalı mı?” diye sorar, Nihal’in babası Osman’a. Borçlarına karşılık yalıyı vermek ister. Meslek sahibi bir kadın, iki erkeğin arasında değiş tokuş edilecek bir eşyaya dönüşür. Osman’ın yalı ve yalıdaki prenses arasında seçim yapacağı hikâyede aşk ekonomiye endeksli.

Yalılar Klişeleri Örtmeye Yeter mi?
Osman, Arda ve Mahir’in aileleri depremde değil, yangında ölseydi senaryo büyük ölçüde değişir miydi? Deprem, Enfes Bir Akşam dizisinde sallanan aşk temasını resmeden bir efektten öteye gitmez. Engin’in Nihal’e yüzük aldığını öğrenen Osman’ın hayal kırıklığını anlamayan izleyici için fırtına çıkar, gök gürler ve yer sarsılır.
Başrollere eşlik eden bir dargın bir barışık çiftlerin tek faydası, dizide zaman doldurmak. Yan hikayeler senaryoyu zenginleştirmemiş.
“Ben her sabah yumurta yerim.”
“Aktif bir şekilde olma halindeyim.”
“Ben işimde çok iyiyim.”
“Yaşayan ol, konuşan değil.” gibi replikler sanki aceleye getirilmiş.
Atar giderle başlayan aşk formatından bıkmadık mı? Karakterlerin deyimiyle “ruhların buluşması” ya da “seks enerjisi” olarak açıklanabilecek bir aşk yok. “Odanı görmek istiyorum.” repliği ne romantik ne de davetkar.
Leyla ve Eşref Rüya dizilerindeki unutulmamış çocukluk aşkları moda oldu. Osman küçükken bindiği vapurdan yalıdaki Nihal’e el sallamış. Kızın uğur böcekli tokalarını bile hatırlıyor. Nihal bunca yıldır sakladığı tokaları Osman’a gösterir. Osman’ın sürekli elleri cepte tekneden Nihal’e baktığı sahneler, aşktan çok ısrarlı takibe benziyor.
“Göz alıcı sahneler, teknelerde geçen çekimler…Bir diziden daha neler istenir ki?”[1] diye sormuş Decider gazetesi. Demek büyüleyici Boğaz manzarası gözümüzü öyle kör ediyor ki dizideki klişeleri göremiyoruz. Işıl ışıl Boğaz köprüsü ve görkemli yalılarla başlayan dizi, set turizmini desteklese de enfeslikten uzak.
[1] https://www.indyturk.com/node/766808/kültür/netflixin-yeni-türk-dizisine-övgü-yağıyor-56-ülkede-zirveye-oynuyor